NEDİR
Otizm sosyal ve iletişimsel becerilerin gelişimini etkileyen bir rahatsızlıktır. Otizm, yaşamın ilk 3 yılı içinde ortaya çıkan bir özürlülük durumudur. Otistiklerde, iletişim ve sosyal etkileşim yetileri şiddetli bozukluk gösterir ve gelişmede bir uyumsuzluk ortaya çıkar. Otistikler müzik yada matematik gibi sınırlı alanlarda yetenekli olabilirken günlük yaşamla ilgili basit becerilerde eksiklikleri olur.
Otistik kişilerin bir çoğunda aynı zamanda öğrenme güçlüğü de görülmektedir. Otistikler için dünya, bir yap boz gibidir. Baktığını bir türlü bütün olarak göremez, bazı detaylara takılıp kalır. Örneğin, ormana baktığında sadece bir tek ağacı görür, ağaçları bir arada göremez.


Otizm, önceleri çocukluk şizofnerisi veya çocukluk psikozu olarak değerlendiriliyordu. İlk olarak 1944’de Leo Kanner’in kullandığı otizm deyimi, bu çocukların başka insanlara ilişki kurmaktansa, kendi yarattıkları dünyada yaşama eğilimlerine işaret ediyordu.

Otizm, bir hastalık değil, gelişimsel bir sendromdur.
Aileler ve ikizlerle yürütülen epidemiyolojik çalışmaların analiziyle bütün otizm olgularının %10-20'sinde altta bir genetik hastalığın olduğu, genel olarak kalıtsallığın rolünün %90'dan fazla olduğu düşünülmekte ve otizmde 3-10 arası genden oluşan bir genetik komponentin etkili olduğu biçiminde yorumlar yapılmaktadır
Otizmin genetik faktörlerin yanısıra doğum öncesi ve sonrası bazı çevresel etkenlerden kaynaklandığı bilinmektedir.
Henüz kesin bir beyin bölgesi saptanmamakla birlikte, beynin pek çok bölgesini ilgilendiren bir sistemin bozulduğu düşünülmektedir.
Otizmin henüz kesin bir laboratuar tanısı yoktur ve başlıca davranışsal belirtileri, bazen normal çocukların veya diğer gelişimsel sorunları (örneğin dikkat eksikliği) olan çocukların gösterdiği özelliklerle karışabilmektedir.
Her on bin kişi içinde dört beş kişi tipik otizme sahipken 15-20 kişide otistik davranışlar sergilemektedir.
Epidemiyolojik çalışmalarda otistik bozukluğun erkeklerde 2-3 kat fazla görüldüğü saptanırken geniş olgu serilerinde erkek kız oranının 4-5/1 olduğu görülmüştür.

TEŞHİS
Çok erken yaşlarda, örneğin birkaç aylıkken özellikle ağır otizm bazı ipuçları verebilir.
Ayrıca kuşkulanılan durumlarda konuyla ilgili uzmanlara bir kez olsun başvurmada sakınca yoktur.
Otizmin kesin tanısı için kullanılan nesnel-objektif bir yöntem yoktur. Gözleme dayanarak ve aileden alınan bilgilere göre tanı konur. Bugün için herhangi bir biyolojik tetkik yöntemiyle otizm tanısı konmaz. Otistik çocuğun davranışlarını sistematik olarak gözlemlemek ve aileye ayrıntılı sorular sorabilmek için bazı yöntemler geliştirilmiştir.
Otizm tanısı sıklıkla 3-4 yaşından sonra konmaktadır. Konuşmanın gelişmemesi, gecikmesi ebeveynlerin dikkatini çeker, ortalama 2 yaşında bir işitme kaybı olup olmadığı bir KBB uzmanı tarafından değerlendirilir. Bu çocukların 1/3’ünde işitmeyi bozan bir orta kulak hastalığı saptanır, tedavi ile kısmi iyileşme sağlansa da psikiyatrik değerlendirme bir an önce istenmelidir.
Otistik çocukların yarısının ebeveyni ilk bir yaş içinde bir sorun olduğundan şüphe duyar. Bebeğin anormal sosyal-duygusal karşılık gösterdiğini farkeder. Bebek insanların yüzüne ilgiyle bakmaz, sosyal temastan kaçınır, adı geçen nesnelere yönelmede, nesneleri gösterme, işaret etmede yetersizdir. Ancak her anormal sosyal-duygusal karşılık gösteren bebek otistik değildir.
Otistik bozukluk, bebeğin insanlarla nesnelerin farklı olduklarını bilebildikleri 2. ay kadar erken dönemde başlıyor görünmektedir.
Küçük bir grup olguda, yaklaşık %25'inde, temel güçlükler erken dönemde belirgin değildir ve ikinci doğumgünü sonrasına kadar tanınamaz.
Otistik çocukların çoğunda ilk yaşta konuşma gecikmesinin farkedilmesinden önce de ebeveynlerin dikkatini çeken bozukluklar vardır. Çeşitli etkenler olguların saptanmasında gecikmeye yol açabilir.
Genellikle ebeveynler konuşma gelişmesinde yetersizlikle ilgilenerek, 18-24 aylıkken çocuğun sağır olabileceğini düşünerek doktora götürürler. Ebeveynler çocuklarının sosyal gelişmelerindeki anormalliği sosyal dünyaya ilgisiz göründüğü veya ilişki talebinde bulunmadığından bakımının çok kolay olduğu biçiminde bildirebilir. Sağırlık olasılığına karşın, çocuklarının bazı cansız çevre durumlarına aşırı duyarlı görünmelerini, örneğin çamaşır makinesi sesine karşı panik halde cevap vermelerini veya rutin uygulamalardaki değişimlere aşırı tepkilerinin olmasını açıklayamazlar.
Küçük otistik çocuklar sıklıkla nesnelerin işlevsel olmayan duyusal yönleri ile ilgilidirler; koklar, tadar, dokunurlar. Aile bireylerine tepki ya da bağlanma göstermedikleri halde, şişe kapakları gibi alışılmadık cansız nesnelere bağlılık geliştirebilirler.
Sembolik ve imgesel oyun becerileri oldukça bozuktur. Kendi kendilerine hayali, yaratıcı, esnek, taklit gerektiren oyunlar oynamazlar. Küçük bir otistik çocuk kamyona benzeyen bir objeyi sembolik oyunda veya işlevselliğini amaçlayarak kullanamaz, ancak saatlerce tekerlerini çevirir ya da tekrar tekrar kapılarını açıp kapatırlar. Bazı otistik çocuklar telefonla konuşma gibi basit taklit oyunları oynayabilirler.
Diğer alışılmamış davranışlar okul öncesi yıllarda gelişen basmakalıp (stereotipik) hareketler, kendi çevresinde dönme, nesneleri döndürme, ellerini kanat çırpar tarzda sallama, el sallama, parmak ucunda yürüme ve başını vurma, ellerini ısırma gibi kendine zarar verici davranışlardır. Nesnelere doğrudan bakmak yerine çevresel (periferik) bakış kullanırlar. Bu çevresel bakış alanı içinde el ve parmaklarda basmakalıp hareketler sıkça gözlenebilir. Büyüdükçe ayakkabı numaraları, haritalar, telefon numaraları, doğum tarihleri gibi konulara tekrarlayıcı özel ilgi gösterirler. Günlük işler sırasında hep aynı yoldan eve gitmek, sürekli aynı giysileri giymek, ev eşyalarının yerlerinin değişmesini istememek gibi belirli rutinlerde aşırı ısrarcı olabilirler.
Genelde duygulanım donuk olsa da zaman zaman alışılmadık duygusal tepkiler; yeni durumlara karşı panik benzeri aşırı tepkiler, herhangi bir dış uyaran olmaksızın ağ­lama ya da gülme gibi duygusal değişkenlik görülebilir.
Gelişme sıklıkla bazı gerileme (regresyon) periyotları, yavaş gelişme veya bir takım yetersizlikler gösterir. Küçük çocuklarda geçerli tanı konması sıklıkla güçtür; kesin tanı zamanla konsa da gerekli tedavi programları öngörülerek erken başlatıldığında iyileşme oranı yükselir.
Otizm diye bir tanı konan davranışların tek bir nedeni yoktur. Otizmin pek çok nedeni olduğu sanılmaktadır. Otistiklerin ancak %5-10'unda belli bir tıbbi neden saptanabilmektedir. Örneğin %2-5'inde "frajil X" adlı bir hastalık, %1-3'ünde' "tüberoz skleroz" adıyla iyi tanınan genetik hastalıklar otizme yol açar. Bilinen tüm yöntemlerle yapılan araştırmalara rağmen tam bir geçerli neden saptanamamıştır. Araştırmalar otistiklerde beyin hücrelerinin tuhaf bir şekilde çalıştığını göstermektedir. Beyin hücreleri arasında mesajları taşıyan kimyasal ileticilerde aşırılık veya eksiklik olduğu düşünülmektedir. Bazı ip uçları otizmin daha çok genetik nedenlere bağlı olduğunu düşündürmektedir. Bazı ip uçları otizmin daha çok genetik nedenlere bağlı olduğunu düşündürmektedir. Bu genetik nedenlere bağlı olarak beyindeki bazı yapılarda kimyasal dengenin bozulduğu düşünülmektedir. Kimilerince bu bozukluğun anne rahminde, çocuğun beyninin oluşma safhasında 3. Ve 6. Aylar arasında açığa çıktığı tahmin edilmektedir.

Bazı Fark Edilir Davranışlar
I –Toplumsal Etkileşim Konularında
Kendi dünyasındaymış gibidir.
İnsanlarla kendiliğinden ilişki başlatmaz.
İstediği şeylere ulaşmak için ilişkiye girer, insanları obje gibi kullanır.
Göz göze gelmemeye çalışır.
Yüz ifadesi ciddidir, donuktur ya da hüzünlü gibidir.
Jest ve mimiklerini kullanarak sevimli olmaya, sevilmeye çalışmaz.
Giderken bay bay yapmaz (10 ay)
İstendiği zaman oyuncağını vermez (13 ay)
İlgilendiği şeyi işaret parmağı ile göstermez (18 ay)
İlgilendiği eşyayı,oyuncağı bir başkasına kendiliğinden göstermez, vermez.
Yaşıtlarından uzak durur,yanlarına sokulmaz.
Aşırı utangaç gibidir, anne babasına yapışır.

II-Dil ve imajinasyon gelişimi bozukluğu
Oyuncaklarla konuşur gibi sesler çıkarmaz (7 ay)
Baba, mama şeklinde anlamlı isimlendirme yoktur (10 ay); ya da gecikmiştir.
Yaklaşık on kelime, “annene götür” gibi basit emirleri anlayıp yerine getiremez (18 ay)
Üç kelimeli cümle yoktur ( 2 yaş)
Şahıslara isim ve cinsiyet tayin ederek konuşmaz ( 3 yaş)
Jest ve mimiklerini kullanarak anlaşmaya çalışmaz.
Evet, hayır, nasıl kelimelerini kullanamaz, zamir seçimi bozuktur.
Monoton, duyduğunu tekrarlayarak (anında ya da bir zaman sonra) konuşur.
Konuşma olsa da söyleşiyi başlatıp sürdürme bozuktur.
Kendine özel kelimeleri ya da konuşma tarzı (son heceleri söylememe gibi) vardır.
El çırpma, tek ses çıkarma davranışlarını yetişkinin ısrarına rağmen nadiren yapar/yapmaz.
Bir kutuyu arabaymış gibi sürmez, arabayı seslendirerek sürmez.
Oyuncak fincanla çay pişiriyor, içiyor gibi yapmaz ( 18 ay).

III-Sınırlı, yoğun ilgi alanları; tekrarlayıcı hareketler
Oyuncaklarla ,objelerle ağzına alarak, elinde oynayarak, yere düşürerek ya da bir yere vurarak ilgilenir.
Objelere dokunup geçer ya da parmaklarıyla tıklatır, koklayabilir.
Oyuncağın belirgin olmayan bir kısmıyla ilgilenir, tekrarlayıcı bir şekilde hareket ettirir.
Dönen eşyaları, çamaşır makinesini seyreder.
Belirli objeleri yanında bulundurmak ister.
Elinde ip veya benzeri bir şeyi sürekli sallayabilir.
Objeleri gözüne yakın tutar, değişik konumlara yerleştirir, değişik açılardan bakar.
Oyuncakları,objeleri boylarına, renklerine vs göre dizer, doldurur boşaltır, yerleştirir.
Kağıtlara,gazetelere, kitaplara özel bir ilgisi vardır; düzgün tutar, sayfaları çevirir.
Kağıtları sürekli yırtabilir.
TV’de reklamlara, müzik kliplerine özellikle ilgilidir.
Hantaldır ya da çok hareketlidir.
Özellikle heyecanlandığında kollarını, ellerini kanat gibi çırpar.
Birden başlayan koşmaları olur, zıplar, sallanır, döner, ayak uçlarında yürür.
Garip parmak hareketleri yapar ya da ellerine uzatıp çevirerek bakar.
Başını vurma, ellerini ısırma, vurma gibi kendine dönük saldırganlıkları vardır.
Orta derecedeki ağrıları umursamaz görünür.
Giysilerini çıkarma, cinsel organıyla oynama davranışları sıktır.
Yeni giysileri giymek istemez ya da kirli, ıslak giysilerden hemen kurtulmak ister.
Yeni ortamlarda bulunmak istemez, alışkın olduğu ayrıntıları arar.
Örtü, perde, halı kenarı bozulduğunda düzeltir.
Kendi kurduğu düzenin bozulmasından çok rahatsız olur.

 

TEDAVİ
Otizmin kesin bir tedavisi yoktur. Otizm, hayat boyu süren bir hastalıktır. Ancak, bazı belirtileri ortadan kalkabilir ve iyi bir eğitimle uyum yetenekleri ve becerileri geliştirilir.
Otistik çocukların uyumlarını ve becerilerini geliştirmek amacıyla eğitsel terapiler uygulanır. Bunların bir çoğu davranış terapisidir. Ayrıca öğrenme ve konuşma sorunlarına yönelik tedaviler uygulanır. Bazı durumlarda farmakolojik tedavi olarak bilinen ilaç tedavisi kullanılır. Bunların dışında pek çok alternatif tedavi ortaya çıkmıştır.
İlaç tedavisi otizme özgü belirtilerde değişikliğe yol açmaz. Ancak otistik çocuklarda sık görülen aşırı hareketlilik (hiperaktivite), sıkıntı (anksiyete), depresyon, uyku ve yeme sorunları, kendine zarar verici davranış, saldırganlık ve diğer düzen bozucu davranışlarda kullanılır. İlaçların konunun uzmanı tarafından ve belli aralıklarla takip edilerek uygulanması doğrudur. Gerekirse ilacın etkinliğini ölçmek için aralıklı olarak testler ve değerlendirmeler yapılır.
Beyinde kimyasal sistemler vardır. Bunların başlıcaları dopamin, seretonin, noradrenalin ve opioit sistemleridir. Otizmde bunların bir veya birkaçının bozuk olduğu sanılmaktadır. Kullanılan ilaçlar beyin biyokimyasında bazı değişiklikler yaratarak etkili olur.

EĞİTİM


Araştırmacı Prizant'ın 1983'teki değerlendirmelerinde,yaklaşık olarak otistik çocukların %50 sinin sözel ifade kullanmadığını saptamıştır. Erken tanı, özel eğitimin bir an önce başlatılması açısından önemlidir. Uzmanlar ve araştırmacılar çocuk gelişimindeki bu kritik yaşlardan sonra fazla bir değişime olmayacağını saptamışlardır. Bu yüzden otistik bir çocuk sürekli yardıma gereksinim duyduğu için bir an önce özel eğitime başlanmalıdır.
Birçok sağlıklı yapılmış araştırma göstermiştir ki, erken yaşta başlanılan tedavilere otistik çocuklara pek çok beceriler kazandırılabilir.
Otizmle ilgili etkili tedavi programlarının bir çoğu "davranışçı" modele dayanmaktadır. Bu modele çevresel faktörlerin de sonucu olarak amaç istenen davranışı arttırmak, istenmeyen davranışıda azaltmak veya ortadan kaldırmaktır. Davranışçı programlarda dil, sosyal oyun ve akademik yetilerin gelişimi ile çoğunlukla hastalıkla birlikte seyreden ciddi davranış bozukluklarınında azalmasına sebep olmuştur.
Çalışmalar davranış problemlerinin %75-80 inin iletişim sorunlarından kaynaklandığını ortaya koymuştur. Böylece araştırmacılar daha insani ve işlevsel program arayışına girmişler ve engelli olmanın getirdiği sosyal,dil ve bilişsel gelişme ile aldığı karmaşık yapıyı tarif etmeye çalışmışlardır. Böylece davranış problemleri doğrudan gözlem,görüşme,kayıtlar ve destek programları ile kolaylıkla izlenebilir hale gelmiştir. Telafuz,gramer ve anlama gibi yetiler geliştikçe dilin sosyal kullanımı önem kazanmaya başlar. Sosyalleşme dilin kullanımı ile doğrudan ilintilidir. Bu anlamda sadece dili değil iletişimi incelemek gerekir. Standardize testler tek başına dilin sosyal ve akılcı kullanımı bize vermemektedir. Göz kontağı,duygu ifadesi,sözsüz davranışlar,tonlamayı kullanmada otistik çocuk ve yetişkinler çeşitli zorluklar yaşarlar. Yetersiz sosyallik ve yaşıt ilişkisi öğrenme şansını azaltmakta böylece uzun dönemde sosyal ve duygusal gelişim zorluklarına sebep olmaktadır.
Otistik çocukların dil sorunu altı tema ile özetlenebilir.
1.Kenidiliğinden kullandıkları dil ve bunun işlevleri,
2.Olumlu sonuç ve ölçülerin göstergeleri,
3.Ailenin etkileşim anında etkin rolü,
4.Tedavi uygulaması;ne zaman,nerede,ne ne ne kadar,
5.Dil ve diğer unsurların etkileşimi,
6.Dilin sosyal ve akılcı kullanımı,

Bir başka araştırmada,ileri seviyede uygulanan sistematik ve motivasyonel teknik ile yapılan eğitim denemelerinde, 5 yaşından önce eğitime başlayan otistik çocukların %85 -%90'ında sözel ifadenin bir iletişim aracı olarak tekrar kazanıldığı gösterilmiştir