KARDEŞ İLİŞKİLERİ

Kardeş ilişkileri en küçük kardeşin doğumundan yaşamın sonuna kadar devam eden, diğer ilişkilerden daha uzun süren bir ilişki olarak tanımlanmaktadır. Bu tip bir ilişkiyi olumlu bir şekilde sürdürebilmek, diğer bir kişinin istek ve duygularını anlamada iç görüyü, davranışlarının ve yetersizliklerinin nedenleri konusunda anlayışı gerektirmektedir. Bu tür sosyal biliş yetenekleri, kişiler arası davranışın niteliğini zenginleştirebilmektedir.

Engelli bir çocuğun aileye katılımı engelin doğası nedeniyle aile içi ilişkileri etkilediği gibi kardeş ilişkilerini de etkilemekte, ailenin dengesini değiştirmekte ve tekrar bu dengeyi kurmak için aile üyelerini zorlamaktadır. Bazı aileler çocuklarından engelli kardeşini kabul etmelerini bekleyebilirler. Bu durum normal gelişim gösteren kardeşlerin kaygı ve kıskançlık gibi içsel duygular yaşamalarına neden olabilir. Ebeveynler çocuklarının mutsuzluğunu fark edebilir ve problem durumunu reddedebilirler. Kardeşler, bir vekil ebeveyn olarak kendi ebeveynlerinin sağladığı yardım ve destek ile bir ailenin her zamankinden daha çok sorumluluğunu üstlenirler. Engelli kardeşlerin bakımı konusunda aldıkları sorumluluktan baskı hissedebilirler. Engelli olmayan çocuklar engelli kardeşinden ailenin ev işlerine yardımcı olmaları beklenmemesinden dolayı kıskançlık duyabilirler. Engelli kardeşlerine duydukları kıskançlık, düşmanlık, kızgınlık duygularından dolayı normal gelişim gösteren çocuklar suçluluk duyabilirler. Kendini diğer çocuklardan, ailesini diğer ailelerden farklı görebilir. Engelli kardeşlerini kendi akran gruplarına dahil etme konusunda arkadaşlarına gücenebilir ve engelli bir kardeşe sahip olmaları nedeniyle akran tepkilerini yaşayabilirler. Engelli kardeşin fiziksel özellikleri veya uygun olmayan davranışları nedeniyle utanma hissedebilirler.

Normal gelişim gösteren kardeşler, engelli kardeşlerinin sosyalleşmesi ve topluma kazandırılabilmesi için gereken sosyal, psikolojik ve eğitsel desteği sağlamada büyük önem taşımaktadırlar. Ancak engelli bir kardeşe sahip olmaya ilişkin yaşadığı karmaşık içsel duyguları kardeş ilişkilerini güçleştirmektedir.

Engelli Kardeşi Olan Çocuklarda Kardeşler Arası İlişkiler

Engelli bir kardeşe sahip olmanın normal gelişim gösteren kardeş üzerindeki etkileri konusunda yapılan araştırmalar genel olarak birbirinden farklı sonuçlar ortaya koymaktadır. Bu araştırmalar, engelli bir kardeşin normal gelişim gösteren kardeş üzerinde hem olumlu hem de olumsuz etkilere neden olabileceğini vurgulayan bulgular ortaya koymaktadır.

Engelli bir kardeşe karşı normal gelişim gösteren kardeşin tepkileri ve hissettikleri durağan değildir. Engelli bir kardeşe sahip olan kardeş, uyum sağlarken ve günün gerçekleri ile başa çıkmaya adapte olurken zaman içerisinde değişmeye oldukça meyillidir. Engelli bir kardeşe sahip olan her bir çocuğun tepkisi onun yaşı ve gelişim seviyesine bağlı olarak değişmektedir.

Engelli bir kardeşi olan okul öncesi dönemdeki çocukların kafaları karışabilir, şaşırabilir, korku hissedebilir, üzülebilir ve kızabilirler. Çocukların ilgileri, ihtiyaçları ve deneyimlerinin derecesi, çocukların olayları yorumlamasını ve tepkilerini kardeşten kardeşe değiştirecektir. Daha küçük kardeşlerin olayları gerçekçi olarak yorumlaması ve olayları anlaması daha zor olabilecektir. Engeli bulunmayan kardeşler ebeveynlerinin engelli kardeşe verdikleri zamanı reddedilme olarak hissedebilir ve gücenip, kızabilirler. Onlar ebeveynlerinin engelli kardeşlerini neden daha çok sevdiklerini merak edebilirler. Bu yaştaki çocuklar, engelli kardeşin fiziksel görünüşünü ya da davranışsal tepkilerini taklit edebilirler. Bu dönemdeki çocukların, davranışsal gelişimlerinde gerileme olabilir veya tam tersine “mükemmel” çocuğa uygun davranmaya çalışabilirler.

Engelli çocuğa sahip ailelerde de işbirliği ve yarışma erken dönemde kardeş ilişkileri yoluyla öğrenilen beceriler arasında yer almaktadır. Aile engelli çocuğun ihtiyaçlarını yerine getirebilmek için engelli çocuğa daha fazla ilgi ve hoşgörü gösterebilmekte, işbirliği ve yarışma için özelleştirilmiş kurallar geliştirebilmektedir. Bu durumda kardeşler arasında adil olmayan işbirliği ve yarışma koşullarını ortaya çıkarmaktadır. Açık iletişim, rol esnekliği ve her aile üyesine duyarlılık gösterilmesi gibi ailenin sağlıklı işleyişini sağlayan temel faktörler yerine engelli çocuğa yönelik olan aşırı hoşgörü ve ilgi normal gelişim gösteren kardeşin işlevlerini ve gelişimini engelleyici olabilmektedir.

Okul öncesi dönemdeki normal gelişim gösteren çocuk engelli kardeşinden büyük ise anne baba baskılarını ve kardeş kıskançlığını yoğun bir şekilde yaşayabilir. Daha küçük ise ebeveyni ile kardeşinin bakımı konusunda yarışabilir, engelli kardeşinin uygun olmayan davranışlarını ebeveyninin dikkatini çekebilmek için taklit edebilir (Bayhan ve Yükselen 2001).

Küçük yaşlarda görülen açık kıskançlık, yaş ilerledikçe üstü örtülü olarak çekişme ve anlaşmazlıklar biçiminde sürmektedir. Anne babanın ayrım yapmadığı evlerde bile, belli ölçüde yarışma ve çekişme görülmektedir. Kıskançlık gibi, kaba ve yıkıcı olabilen bir duygunun yarışmaya dönüşmesi önemli bir gelişmedir. Bunu sağlayabilen anne baba başarılı sayılmalıdır. Bununla birlikte kardeşler arasındaki çekişmenin, ara sıra alevlenmesi de olağan karşılanmalıdır. Çünkü kardeşler hem birbirlerine bağlıdırlar, hem de karşıdırlar. Özellikle anne babaları ile birlikte olduklarında yakınmaları ya da anlaşmazlıkları en üst düzeydeyken yalnız kaldıklarında daha az sorun yaşadıkları görülmektedir. Kardeşler arasındaki çatışmaların çoğu gerçekte ebeveyn ilgisini çekme girişimleri şeklinde olup ve bu çatışmalara müdahale eden ebeveynler çatışmaların yinelenme olasılığını artırmakta ve çocuklarını çatışmaları bağımsız olarak çözümlemeyi öğrenme olanağından da yoksun bırakmaktadırlar. Engelli bir kardeşle büyüme, normal kardeşlerin günlük yaşamlarında pek çok yönden değişikliğe yol açmakta, psikolojik uyum ve gelişimlerinde güçlükler yaşamalarına neden olabilmektedir.

Okul döneminde çocuklar toplumun nitelemelerine daha duyarlıdır. Engelin görünümüne ve engelli kardeşinin yaşına bağlı toplumun olumsuz tepkilerini tecrübe edebilirler. Engelli kardeşlerinin fiziksel özellikleri ya da uygun olmayan davranışları karşısında utanma ve sıkılma hissedebilirler. Okul çağı çocukları kardeşlerinin engelinin bulaşıcı olması konusunda endişelenebilir veya problem geliştirebilirler. Kendileri engelli olmadığı için suçluluk duygusu yaşayabilirler. Bazen kardeşlerine karşı koruyucu ve destekleyici bir davranış da geliştirebilirler. Ebeveynlerin tutumları kardeşleri bu zor durumdan uzaklaştırabilir, kendi ve kardeşi hakkında olumlu duygular yaşamalarını sağlayabilir.

Engelli kardeşi olan ergenlik dönemindeki çocuklar engelli kardeşlerine gelecekte ne olacağını, toplumda engelli kardeşlerinin kabul görüp görmeyeceğini ve evlenecekleri kişinin engelli kardeşini kabul edip etmeyeceğini merak edebilirler. Gelecekte engelli kardeşlerinin sorumluluğu ve kendi çocuklarında da böyle bir engel durumunun olup olmayacağı konusunda endişe duyabilirler. Zihinsel engelli kardeşi olan ergenlerle yapılan çalışmalarda, kardeşinin engelli olması durumundan mesleği, evliliği ve aile kararları etkilenmemektedir. Etkilenmiş olanların raporları incelendiğinde, zihinsel engelli kardeşleriyle boş zamanlarında da yakın ilişkiyi sürdüren ve onun bakım sorumluluğunu paylaşmayı üstlenen kız kardeşler ve çocukluk döneminde zihinsel engelli kardeşleri ile sınırlı iletişim kuran, yaşamının daha sonrasında da sınırlı iletişim kuracak olan ve kendi çocuklarının da zihinsel engelli olmasından korku, endişe yaşayan erkek kardeşler olduğu belirlenmiştir.

Normal gelişim gösteren çocukların engelli kardeşlerine yönelik duygusal tepkileri çeşitlilik göstermektedir. Normal gelişim gösteren kardeşin engelli kardeşine yönelik duygusal tepkilerini sekiz grupta incelenmektedir. Bunlar;

Kızgınlık; Belki de normal gelişim gösteren kardeşlerin en yaygın gösterdikleri tepkidir. Normal gelişim gösteren çocuğun engelli bir kardeşe sahip olması doğal olarak kızgınlık duymasına neden olacaktır. Engelli çocuğun anne babanın aşırı ilgisine gereksinimi, engelli çocuğun özel ihtiyaçlarının aile üyelerinin belirli etkinliklere ve tatillere katılımına sınırlamalar getirmesi, engelli kardeşin özel tedavileri ve terapileri nedeniyle aileye getirdiği maddi yük, büyük kardeşlerin zihinsel engelli kardeşlerinin bakımından sorumlu olmaları ve engelli bir kardeşe sahip olmanın getirdiği sosyal zorluklar normal gelişim gösteren kardeşlerde kızgınlık duygularına neden olabilmektedir.

Kıskançlık; Kızgınlıktan daha kolay olarak gelişebilen bir duygusal tepkidir. Özellikle engelli kardeş nedeniyle ebeveynleri açısından önemlerini yitirdikleri kaygısıyla kıskançlık hissedebilmektedirler. Engelli kardeş ebeveynin ilgisi ve sevgisi için bazen bir rakip veya yarışmacı olur. Sıklıkla bu normal gelişim gösteren kardeşin ebeveynlerin dikkatini çekebilmek için okulda ve evde davranış problemleri sergileyebilirler. Örneğin, okulda akademik ve davranışsal problemler çıkarmaları, yalan söylemeleri veya beklenmeyen garip davranışlarda bulunmaları, kıskançlık sonucu ortaya çıkan davranış değişikliklerindendir.

Düşmanlık; Kıskançlık duygularının yol açtı doğal bir tepkidir. Çocuklar yetişkinlere göre olaylara daha kişisel bir açıdan bakarlar. Engelli kardeşinin engel durumunu tüm sorunlarının kaynağı olarak görüp, zihinsel engelli kardeşine karşı düşmanlık hissedebilirler. Bu duygular fiziksel saldırganlık, sözel taciz ve alay etme şeklinde kendini gösterir. Bazı örneklerde düşmanlık, itaatsizlik ve terbiyesizlik gibi tepkilerle ebeveyne yönelir.

Suçluluk; Normal gelişim gösteren kardeşler sıklıkla suçluluk duyarlar. Fakat bu tepkiler ebeveynlerin gösterdiği suçluk duygularından farklıdır. Kardeşlerin suçluluk duyguları engelli kardeşleri hakkında olumsuz duygulardan kaynaklanabilir ya da engelli kardeşine kötü davranmanın bir sonucu olabilir.

Keder; Çocuklar zihinsel engelli kardeşleri için keder duyarlar. Onların bu kederleri sıklıkla ebeveynlerinin üzüntüsünü yansıtır.

Korku; Normal gelişim gösteren çocuklar aynı zamanda korkuyla karşılaşırlar. Onlar gelecekte kendilerinin ya da çocuklarının zihinsel engelli olabileceğinden korkarlar. Ayrıca ileride engelli kardeşinin tüm bakım sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalabilecekleri endişesini duyarlar.

Utanma ve Sıkıntı; Engelli kardeşi olan normal gelişim gösteren çocukların sıklıkla yaşadıkları duygusal durumlardır. Çocuk engelli kardeşinden utanabilir, onunla birlikte gezmekten ve görünmekten sıkılabilir. Araştırmacılar sıkıntının derecesinin engelin derecesi, engelli çocuk ve kardeşinin yaşıyla ilişkili olduğunu ileri sürmektedirler.

Reddetme; Normal gelişim gösteren çocuklar engelli kardeşlerini reddedebilirler. Genellikle reddetme, kardeşin durumundan dolayı sevgi ve ilgi göstermeme şeklinde görülebilir.

Yaşanan tüm bu duygusal ve davranışsal tepkiler, kardeşten kardeşe değişiklik göstermektedir. Bu konuda yapılan araştırmalar kardeşlerin tepkilerinin olumludan olumsuza doğru geniş bir alana yayıldığını göstermektedir. Engelli kardeşin duygusal etkisi mutlaka zarar verici değildir. Aslında birçok ailede herhangi bir engeli olmayan çocuklar bile birbirlerine karşı olumsuz duygular hissedebilirler. Lawenius, engelli kardeşi olan çocukların aile dinamikleri ile ilişkili yoğun baskılara maruz kalmaları nedeniyle bir dizi davranışlar gösterdiklerini ve bu karşı davranışların, çocukların engelli kardeşlerini anlamaya, onun engeli ile başa çıkmaya veya engelli çocuğun yaşamını daha iyi hale getirmek için ebeveynlerinin kendilerinden beklediklerini yapmaya çalıştıklarında meydana geldiğini belirtmektedir.

Çocuğun engelli bir kardeşi olmasından kaynaklanan bazı olumlu özelliklere de sahip olabileceği konusunda da birçok çalışma bulunmaktadır. Engelli bir kardeşle büyümek, normal gelişim gösteren çocuklarda bireysel farklılıklara ilişkin anlayış, duyarlılık, sorumluluk, yeterlik duygularıyla engelli kardeşin büyüme ve gelişimine katkıda bulunmaktan dolayı gurur duyma ve kendinden memnuniyet duygularının gelişimine katkıda bulunabilmektedir. Engelli bir kardeşle birlikte yaşamanın normal gelişim gösteren çocuklarda daha ilgili ve empatik olmayı ve de bireysel farklılıklara karşı daha hoşgörülü olmayı sağladığı vurgulanmaktadır. Engelli bir kardeşin bakım sorumluluğunu üstlenme normal gelişim gösteren kardeşin ebeveyn rollerini öğrenmesinde önemli bir sosyalleşme olanağı sağlamaktadır.

Kardeşler Arası İlişkileri Etkileyen Etmenler

Aile özellikleri (ailenin yapısı, aile sistemindeki değişiklikler, ailenin maddi ve psikolojik kaynakları, anne babanın öğrenim düzeyi, kültürel farklılıklar, din gibi), anne baba çocuk ilişkileri (aile yaşantıları, ebeveynlerin stresi, ebeveynlerin depresyonu ve ebeveynlerin tutum ve beklentileri, ailenin problem çözme ve başa çıkma stratejilerini kullanması, aile içi iletişim gibi), aileye yeni bir çocuğun katılımı, aileye kronik bir hastalığı olan veya engelli olan bir bireyin katılımı, çocukların özellikleri (mizaç ve kişiliği, cinsiyet, yaş, yaş farkı, kardeş sayısı, doğum sırası, engelin derecesi, engelin türü, erken teşhisi, kardeşin engel hakkındaki bilgisi gibi) gibi değişkenler birbiriyle etkileşim içerisinde çocukların engelli kardeşe uyumlarını, gösterdikleri duygusal ve davranışsal tepkilerini etkileyebilmektedir. Böylece kardeşler arası ilişkiler de doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenebilmektedir. Kardeşlerin yaşamlarında değişikliklere neden olan bu faktörler, onların duygusal, davranışsal güçlükler yaşamalarına ve ilişkilerinde sorunlara neden olabilmektedir.

Ailelerin özellikleri

Aile yapısında meydana gelen değişiklikler tüm aile bireylerini etkilemektedir. Aile sisteminin değişmesiyle ailede birey sayısı azalmakta, çiftler daha az çocuk istemekte ve doğan çocukların yaşları da birbirlerine çok yakın olmaktadır. Bu da haliyle daha yakın ilişkilerin kurulmasını desteklemektedir. Geniş ailelerde yaşayan kardeşler, çekirdek tipi ailelerde yaşayanlara göre genel olarak engelli bir kardeşle yaşamaya daha iyi uyum sağlamaktadırlar. Bu durum, çekirdek tipi ailelerde ebeveynlerin bütün beklentilerini normal çocuklara yöneltmeleri, geniş ailelerde ise beklentilerin ve sorumlulukların tek bir kardeşe ailedeki diğer çocuklara dağıtılabilmesi sonucu tek bir çocuğun baskı yaşamamasına bağlanmaktadır. Geniş ailelerde normal gelişim gösteren çocuklar engelli kardeşleri ile ilgili olarak daha az utanma-sıkılma ve daha az sorumluluk hissetmektedirler.

Kardeşler arasındaki ilişkinin doğası aile yapısından etkilenmektedir. Boşanma sonrası incelenen engelli kardeşi olan çocukların annelerinin kardeşlere davranışlarındaki ayrımcılığın artması ile kardeşlerin birbirlerine karşı olumsuz davranışlarının ve yaşadıkları çatışmaların arttığı ve böylece kardeş ilişkilerini zayıfladığı belirlenmiştir. Çağın gelişmesiyle annelerin ev dışında çalışmak zorunda olmaları sonucunda, kardeşler zamanlarının çoğunu birlikte geçirmekte, büyüdükleri zaman da bu durum değişmemekte ve birbirlerine daha yakın olmaktadırlar. Ayrıca günümüz teknolojisinin ilerlemesi genç bireyleri rekabete itmektedir. Toplumun böyle kusursuz ve rekabetli bir yapıya ulaşması kardeşleri birbirine yakınlaştırmaktadır. Ebeveynlerin birçok yönden stres altında olmaları ve çocuklarıyla yakından ilgilenememeleri, kardeşlerin birbirleriyle daha sıkı ilişki içinde olmalarına yol açmaktadır. Ailenin sosyo ekonomik düzeyinin de kardeşlerin psikolojik durumlarına etki ettiği, alt sosyo-ekonomik düzeydeki ailelerde yaşayan kardeşlerin engelli bir kardeşe sahip olmaktan daha çok etkilendikleri görülmektedir. Alt sosyo-ekonomik düzeydeki ailelerin destek hizmetlerinden yeterince yararlanamamaları ve engelli çocuğun bakımını diğer kardeşlere yüklemeleri, kardeşleri duygusal olarak zorlamaktadır. Ailenin sosyo-ekonomik durumunun düşük olduğu durumlarda dış kaynakların sınırlılığı nedeniyle aile kendi içsel kaynaklarına yönelmekte ve özellikle de büyük kız kardeşler üzerinde beklentilerin arttığı görülmektedir. Özellikle ablalar ev işlerini ve engelli kardeşlerinin bakım sorumluluğunu üstlenmek durumunda kalmaktadırlar. Kardeşinin bakım sorumluluğunu çok yoğun bir şekilde üstlenen ablanın gelişimi olumsuz yönde etkilenebilmektedir.

Çocukların özellikleri

Kardeşlerin birbirlerini etkileyeceği varsayımını ileri süren birçok bilim adamı, çocukların kişilik ve mizacının, yaşının, cinsiyetinin ve doğum sırasının kardeşler arasındaki ilişkilerde etkili olduğu vurgulanmaktadır. Bireyin diğer insanlarla ve çevresiyle olan ilişkilerindeki bireyin davranışsal stili olan mizaç, çevre koşullarından etkilenen, kısmen öğrenilmiş ve genetik temeli olan bir özelliktir. Birçok araştırmacı kardeş ilişkilerinde mizacın önemli olduğunu belirtmişlerdir.

Kardeşler arası ilişkide çocukların yaşları da etkili olmaktadır. Kardeşler, aralarında yaş farkı da olsa aynı anda büyümekte ve giderek daha üst bilişsel, toplumsal ve duygusal beceriler geliştirmektedirler. Yapılan bir araştırmada, yaş farkının kardeş ilişkisini açıklamakta önemli olduğunu ve yaş farkı az olan kardeşlerin birbirleriyle ve birbirlerinin arkadaşlarıyla daha fazla birlikte oldukları ve ilgilerinin diğer kardeşlere oranla daha yakın olduğu bulunmuştur. Kardeşler arasındaki bu etkileşimin, çocukların bireysel başarılarını da etkilediği belirtilmektedir.

Çocuklar arasında yaş farkının az olması çoğu ebeveyni mutlu etmektedir. İlk iki yılda çok zor günler geçiren ebeveynler için üç yaşından küçük iki çocuğun bakımı gerçek bir sınav olmaktadır. Ancak, bebeklik evresi daha kolay atlatılmakta, kardeşlerin birbirine arkadaş olması sağlanmaktadır. Her iki çocuk yaklaşık olarak aynı büyüme evrelerinden geçmekte, daha çok ortak noktaları bulunmakta ve her zaman birbirlerine oyun arkadaşları olmaktadırlar. Çocuklar arasındaki üç-dört yıllık yaş farkının en olumlu yanı ilk aylarda ortaya çıkmaktadır. İlk çocuğun gece uyanma dönemi artık sona ermiştir, tuvalet eğitimi de tamamlanmıştır. Kendi kendine giyinebilir ve yemek yiyebilir, bu da anne için büyük bir rahatlık sağlar. Ayrıca anaokuluna gidiyorsa kendine arkadaş edinebilir, böylece gerçek bir destek bulabilir ve yeni gelen bebekle anne rahatlıkla ilgilenebilir. İlk çocukları dört-beş yaşlarında olan anne-babalar, bebeklerinin tadını daha çok çıkarabilirler. Çünkü büyük çocuk ev dışındaki yaşama büyük ölçüde alıştığı için ve genelde pek kıskançlık göstermez, bebekle ilgilenebilir, onu sevebilir ve anne babanın bebeğe karşı duygularını paylaşabilir. Değişiklikleri fark edebilir, duygularına hakim olabilir. Dört-beş yaş fark bulunan kardeşlerin ilgi alanları farklı olduğu için oyun arkadaşı olması pek mümkün değildir. Çok iyi arkadaş olabilirler, hatta ikinci çocuk büyüdükçe aralarında az yaş farkı bulunan kardeşlere kıyasla daha çok konuşabilirler, fakat temelde birbirinden bağımsız hareket ederler.

Aralarında az ya da çok yaş farkı bulunan kardeşler çok iyi geçinebilir ya da birbirlerinden hoşlanmayabilir, sık sık tartışabilir veya birbirleriyle ilgilenmeyebilirler. Bazı çocuklar ilk günden itibaren uyum sağlar, bazıları ise hiç geçinemez. Kardeşler arasındaki yaş farkı kardeş ilişkilerinin niteliğini belirleme de tek başına etken değildir.

Kardeş ilişkilerinin güç statüsü yapısında yaş ilerledikçe önemli değişiklikler oluşmaktadır. Bu değişimler, küçük kardeşin kendine yeterli konuma geldiği on iki yaş döneminde tamamlanmaktadır. Küçük kardeş büyüdükçe daha da bağımsızlaşmakta, büyük kardeşten daha az bakım ve yönlendirme istemekte ve kabul etmektedir. Kardeşler büyüyüp yeterli duruma geldikçe aralarındaki gelişimsel statü farklılığı da azalmakta ve gelişimsel statüleri benzerleştikçe, ilişkileri de daha simetrik ve eşitlikçi nitelik kazanmaktadır. Kardeşler arasındaki ilişki statüsü-güç farkı aile büyüklüğü ile ilişkilidir. Dört veya daha çok çocuktan oluşan geniş ailelerde daha büyük kardeşler iki veya üç çocuklu ailelerdeki büyük kardeşlere göre daha çok bakım sorumluluğu üstlenmiş durumdadırlar. Benzer olarak dört ya da daha çok çocuktan oluşan geniş ailelerdeki büyük çocukların üzerinde, iki veya üç çocuklu ailelerdeki çocuklardan daha az baskı bulunmaktadır. Kardeşlerin cinsiyetlerinin kardeş ilişkilerini etkileyebilecek faktörlerden biri olduğu düşünülmektedir. Engelli olmayan kardeşin cinsiyeti özellikle doğum sırası ve ailenin sosyo-ekonomik durumu ile birlikte değerlendirildiğinde engelli çocuğun tecrübelerinin merkezi olabileceği vurgulamaktadır. Cinsiyet ve doğum sırası arasındaki etkileşimin, çocukların kişilik özelliklerinin ve aile içindeki rol ve sorumluluklarının belirlenmesinde önemli olduğu görülmüştür. Çoğu ailede ilk doğan kız çocuklar, erkek çocuklar ya da sonradan doğan kız çocuklara göre, genellikle kardeşlerinin bakımında daha fazla sorumluluk yüklenmektedir.

Engelli çocuğa sahip ailelerde ise, büyük kız kardeşler ev işleri ve engelli çocuğun bakımıyla ilgili olarak erkek kardeşlerden daha fazla sorumluluk üstlenmektedir. Engelli kardeşe sahip kız kardeşler, engelli kardeşlerinin bakımı konusunda aşırı sorumluk aldıklarında, suçluluk ve öfke duyguları yaşamakta ve olumsuz davranışlarının artmasına neden olmaktadır. Ayrıca araştırmacılar engelli çocukların kız kardeşlerinin daha çok uyum problemleriyle karşı karşıya olduklarını belirtmişlerdir. Ablalar ve engelli çocukla aynı cinsiyete sahip olan diğer kardeşler engelli bir kardeşin varlığından daha çok etkilenmektedirler.

Ailede büyük kardeş erkek ise annenin küçük çocuğuna daha çok yardımcı olduğu, ancak abla varsa bu görevi ablaya bıraktığı görülmektedir. Bir kız çocuğunun çok ablası varsa, annesi ile tam bir özdeşim kurması mümkün değildir. Büyük kız kardeşler, anne ile olan ilişki konusunda küçüklerine oranla daha avantajlıdırlar.

Mc Hale ve arkadaşları yaptıkları çalışmada kardeş ilişkilerinin kalitesi üzerinde küçük veya büyük otistik çocuk kardeşleri arasında farklılık bulmamıştır. Fakat küçük kardeşler otistik kardeşlerine ilişkin daha çok olumsuz duygu hissettiklerini ifade etmişlerdir.

Adler, ailedeki diğer çocukların varlığına ve bunun çocuğun gelişimi üzerindeki etkilerine dikkati çeken ilk kuramcıdır. Ona göre, çocuğun diğer kardeşler arasındaki durumu, özellikle dünyaya geliş sırası açısından, kendine özgü bazı sorunları da birlikte getirmektedir. Ancak, büyük, ortanca ve en küçük çocuğun bu sıralamadan doğan olası sorunları, kesin beklentiler olarak yorumlanmamalıdır.

Ailede egemen olan sosyal ve bilişsel ortam, ilk doğan çocuk için oldukça farklıdır. En az dokuz ay boyunca anne-babanın tüm ilgisi ilk doğan çocuk üzerinde yoğunlaşmaktadır. Ayrıca anne-babalar ilk çocuklarına karşı, genellikle daha yüksek bir beklenti içinde olmaktadır. Eşler daha çok ilk çocuklarını kendilerinin bir örneği gibi görmek eğilimindedirler. İlk çocuğun doğumu genellikle eşlerin evliliklerinin ilk dönemine rastlamaktadır. İlk gebelik ve ilk doğum eşler için en heyecanlı olaydır.

Çocuk hem çok sevilir, hem de sıkı bir gözetim altına alınır. Bu da aşırı hoşgörü ve kızgınlık arasında gidip gelen davranış değişikliklerine sebep olur. Küçük sorunlar üstünde çokça durulur. Çocuğun özgürlüğü kısıtlanır. Anne baba ilk çocuklarında hem büyük umutlar içindedir hem de gergindirler. Çocuğu rahat bir ortamda zevk alarak büyütemezler. Ancak anne babaların bu gerginliği ve güvensizliği, aileden aileye büyük değişme gösterir. İlk çocuğa verilen önem ve anne babanın gösterdiği yakın ilgi deneyim eksikliklerinden doğan yanılgıları önemsiz kılabilir. Ancak tersine ilk çocuk, anne, baba beklentilerini karşılayacak yeteneklerden yoksunsa sonuç düş kırıklığı olur. Eve ikinci çocuğun gelmesiyle tek çocuk evde birden büyük çocuk olur. Bazı sorumluluklar üstlenmek zorunda kalır. Daha önceden bu ortama alıştırılmamışsa, kardeşini anne, babasının sevgisini paylaşmak zorunda olduğu bir varlık olarak görür. Bir de ailenin ilgisi gelen küçük kardeşine yönelmişse, kendini terk edilmiş hisseder.

İlk doğanlar, daha küçük çocuklara oranla bazı sorumluluklar üstlendiklerinden, liderlik özellikleri geliştirmeye ve toplumsal ilişkilerde egemen olmaya daha uygundurlar. Kardeşleriyle karşılaştırıldıklarında, ilk çocukların kendi yeteneklerini kavrayışları daha güçlüdür; bu da, onların kendine yeterlik duygularını geliştirir. Küçük kardeşlerin bakımını üstlenme hem duygusal gelişimi destekler, hem de çocukları, sosyal ilişkilerinde başkalarının iyiliğine yönelik ve koruyucu yaklaşımları benimsemeye özendirir.

İlk doğan çocukların, duygusal açıdan, kendilerini suçlu hissetmeye daha eğilimli oldukları, başkalarına daha bağımlı, daha az saldırgan ve daha uyumlu bir yapıda oldukları görüşü oldukça geçerli olmaktadır. Büyük çocuğun bir bağımlılık kaynağı, özdeşim modeli, oyun arkadaşı ve toplumsallaştırma etkeni olarak üstlendiği roller, kardeş ilişkisinin olumlu yönünü oluşturmaktadır.

Anne çocukların yanından ayrıldığında, büyük çocukların yarıdan fazlasının kardeşlerini kucaklayarak ya da onlara güven verici rahatlatıcı sözler söyleyerek, kaygı içindeki kardeşleriyle ilgilendikleri görülmektedir.

Bunun yanı sıra, büyük çocuk, kimlik gelişimi ve sosyal gelişim açısından kardeşleri için önemli bir özdeşim modeli oluşturur. Büyük kardeş, çocuk oyunları, ilk okuma alıştırmaları ve oyun alanında uygun davranışlar gibi bilişsel ve fiziksel becerilerin kazanılmasında kardeşlerine yol göstererek, öğretmen rolünü üstlenir. Kardeşler, paylaşma, görüş alışverişi, empati duygusu geliştirme ve yardımlaşma gibi toplumsal ilişkileri birbirlerinden öğrenirler.

Ortanca çocukların durumu biraz daha karmaşıktır. İkinci kardeşin aileye katılışı, daha az heyecanlı, daha olağan sayılan bir olaydır. Karı koca, anne ve baba rollerini daha iyi öğrenmiş, tedirginliklerinden sıyrılmışlardır. İkinci çocuğun sorunları, ilk çocuğunki gibi abartılmaz. Sorunlar daha hoşgörülü, daha az kaygılı bir tutumla ele alınır. Beklentiler daha azdır ve bunun sonucunda, ilk çocuğa yapılan baskılar azalır. Daha az kollanan çocuk da kendi doğrultusunda gelişme olanağını daha kolay bulur. Oynayacak bir abla ve bir ağabeyi vardır. Çevreye daha kolay uyar, daha çabuk arkadaş edinir. Ablanın ve ağabeyin kıskançlıklarını çekerek büyüdüğü için, daha girgin ve girişken olur. Kendisinden büyük ve kendinden sonra doğan kardeş arasında da sıkışıp kalabilir.

Genelde ortanca çocuk, ne büyüğün ayrıcalıklarına, ne de küçüğe gösterilen özene sahiptir. Büyüklerin oyununa katılamaz, çünkü kuralları bilmez. Küçük gibi davranamaz, çünkü kardeşine iyi örnek olması gerekir. Sonuç olarak, büyüklerin ödevlerini, küçüklerin oyunlarını engelleyen bir çocuk haline gelir. Bu durumda en çok cezalandırılan o olur ve çevresine düşmanca tutum edinmeye başlayabilir. Çocuklar okul çağına geldiklerinde durum daha da kolaylaşır. Ortanca çocuk hem okul çalışmasında büyük çocukla birlikte olur, hem de küçükleri koruma görevi edinir. Bu nedenle ona aile içinde bir yeri olduğu gösterilmeli, düzeyine göre işler verilerek diğerlerinin yanında başarılı olabileceği vurgulanmalıdır. En küçük çocuğa genellikle her evde “bebek” gözüyle bakılır. Anne baba yaşlandıkça tutumlarında gevşeklik ölçüsüne varabilen bir yumuşama olur. Çoğunlukla tasarlanmadan doğan bu son çocuğun uzun bir süre çocuk kalması istenir. Disiplin daha gevşemiştir. Çocuk evin en küçüğü olmanın bütün önceliklerinden, üstünlüklerinden yararlanır; isteklerinin hepsini elde eder. Abla ve ağabeylerine karşı “O daha küçük!” diye korunur. Yaramazlıkları daha hoşgörüyle karşılanır. Delikanlılık çağına gelse de evin “koca bebeği” dir. Son çocukların, en küçük kardeşin, her ailede ortanca çocuklardan daha ayrıcalıklı bir yerleri vardır. Hele bu çocuk, uzun bir aradan sonra gelmişse bu ayrıcalıklı durum çok daha belirgin olmaktadır.

Büyük çocuk bir süre ailede tek çocuk olarak yaşamını sürdürdüğü için, ailedeki konumu farklıdır. İlk çocuğun deneyiminden ailede ikinci çocuk habersizdir. Kardeşlerden en küçüğü ise, diğer kardeşlerin başından geçmeyen bir dizi olayla karşılaşır; çünkü doğduğu aile ortamında bir süre için en küçük ve en güçsüz konumdadır. Çocuklardan büyüğünün gelişiminin normal olması küçük kardeşi de motive edecektir. Küçük kardeş ağabeyi ya da ablasına ayak uydurmaya çalışacaktır. Dolayısıyla bu durum küçük kardeşin genellikle büyük kardeşten daha aktif ve saldırgan olmasını, mücadeleci bir yapıya sahip olmasını sağlayabilir. Öte yandan girdiği rekabette karşılaştığı engelleri yenemeyeceğini anlamış, bu yüzden cesareti kırılmış, mutsuz bir görünüm de çizebilir (Adler 1998). Böylece, kardeşlerin doğum sıraları, ailedeki yerleri, aile içi ilişkileri, kişiliklerinin oluşumunda bir etken olarak ele alınabilir. Ancak kişiliğini biçimlendiren nedenler arasında doğum sırası, sadece bir halka olarak ele alınabilir.

Ailedeki çocuk sayısı da kardeş ilişkilerini etkileyen bir faktör olarak görülebilir. Çok çocuklu ailelerde, kardeşler birbirinden çok farklı roller alırlar. Kardeşlerin bir kısmı sorumlu ve güvenilirken diğerleri az destekle, kendi işini kendi yapar. Büyük kardeşten aşırı kardeş bakım istekleri, artan kardeş çatışması, daha az olumlu kardeş ilişkisi, daha çok davranış problemi, arkadaşlarla geçirilen zamanın ve ev dışı aktivitelere ayrılan zamanın azalması ile ilişkilendirilebilir. Bu risk faktörlerinin iletişim becerilerinde, sosyal ve özbakım becerilerinde yetersizliğine sahip olan zihinsel ya da fiziksel kısıtlılıkları olan engelli çocukların kardeşlerinde daha yüksek olması beklenir.

Çocuklar arasında uyum bozukluğuna yol açan birçok olaya, yeterli ve uygun olmayan ilk anne – baba çocuk ilişkilerinin neden olduğu saptanmıştır. Anne ve babanın kendi çocukluk yıllarındaki deneyimi şimdiki tutumlarında etkili olabilir. Çocukluk yıllarında kendi anne-babasıyla sağlıklı bir iletişim kuramayan, yeterli sevgi göremeyen bir baba ya da aşırı baskı altında büyümüş bir annenin tutumları bu kötü deneyinler nedeniyle olumsuz olabilir. Büyüme aşamalarında başarılı olan çocuklar, iyi aile ilişkileri içinde yetişmiş bireylerdir. Aile içinde gerçekleşen başarılı ilişkiler, mutlu, arkadaşça, bunalımdan uzak yapıcı bireylerin oluşumunu sağlar. Anne – babanın sevgi ve ilgisinden yoksun olarak büyüyen çocuklar, büyük bir sevgi açlığı gösterirler, bu açlıkla da bir takım davranış ve uyum bozukluklarına neden olabilir.

 

 

 

KAYNAK: http://okulweb.meb.gov.tr/71/01/973731/rehberlik/kardesiliskileri.pdf